Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

19 Haziran 2015 Cuma

Bizler Güçlü İnsanlarız

Bir Garip Perikardit Hikayesi



Lupus hikayemde de bahsetmiştim. Göğüs kafesimdeki ağrıdan dolayı 6 ay boyunca doktor doktor dolandım. Doktorlara göre ya hiçbir şeyim yoktu ya  bir hastalığa bağlı olmaksızın ufak sağlık problemlerim (kas spazmı, soğuk algınlığı, cereyanda kalma, fibromiyalji) vardı ya da kendini dinleyen ve psikolojik olarak ağrı hisseden bir manyaktım! Bir yandan da hep aynı hastanenin aciline ayda 1 filan gidiyorum. İnatla gidiyorum, yani beni anlayan bir doktor olacak! Her gittiğimde bana kan tahlili yapılmıyor, EKG ve akciğer röntgeni çekilip postalanıyorum. Ben de garibim sanıyorum ki bu şikayetten dolayı demek ki tahlil istenmiyor. En son gittiğimde badem bıyıklı bir doktor abimiz sıkıntının gayet belirgin olduğu hastaya, yine kan tahlili yapmamış ve "Hiçbir şeyin yok." demişti. Dedim "Ben aylardır bu durumdayım gitmediğim yer kalmadı. Ben ne yapayım bir fikir verin. Benim var bir şeyim. Yani şuramda koca fil oturuyor, hareket edemiyorum ama yok deniyor." Doktor da bana dedi ki: "Ben acil doktoruyum. Kalp krizi geçirmiyorsan benim yapabileceğim bir şey yok." Meğer adamlar sadece kalp krizine müdahele etmek için yaratılmışlar yahu.  Adamı nasıl aklıma kazıdıysam Gezi’de yaralananlara bakmayan doktor olarak görüntüsünü almışlar. Adamı ekranda 3 saniye gördüm ve direkt tanıdım. Aslında doktorluğunun Gezi ile ilgisi yok, genel anlamda birşeylerden yoksun kendisi ya neyse... Yine çok kızdım.

Git gide artan ağrımdan dolayı isyana bağlamış "Oranın acilinde doğru düzgün bakmıyorlar." diye ailece tavır aldığımız bir başka eğitim ve araştırma hastanesinin aciline başvurdum. Hastanede gencecik asistan doktorlar benimle çok ilgilendiler. Tahliller yaptılar ve tahlil sonucunda hepsi panik olup şikayetlerimi çok iyi dinlediler. Sorular sordular. Eko olmamasına rağmen biz "Kalp zarında iltihap olduğunu düşünüyoruz ama eko olmadığı için emin de değiliz. Bir kalp hastanesine sevk etmek için hastaneleri arıyoruz." deyip beni müşahede altına aldılar. Hastanelerde saatlerce yer bulunamadı, sabaha karşı bulundu. Bu kez de ambulans gelmesi için çok uzun bekledik. Ailemin beni götürmesine müsaade etmediler ve ambulansı beklememizi direttiler. Ailem üzülüyor şokta, ben de şoktayım. Kalp, sıvı, zar, iltihap… Ne bunlar filan dumura uğramıştım ama kendimi de güvende hissediyordum. Beni anlayanların olması içimi rahatlatmıştı. Keyfim yerindeydi ve moralsiz olmadığımı yansıtarak aileme espriler bile yapıyordum. Sabah bir sürü asistan doktor başıma toplandı, hocaları da gelmiş. Sorular sordular, ayrıntısıyla anlattım. Hocaları "Hasta genç, hemen gönderelim." dedi ve yarım saat sonra ambulans geldi. "Vay anası!" dedim. Genç hasta olmanın gücüne gel. Acaba yaş sınırı kaç böylesine ilgi görmenin? Neyse tut dilini ne güzel ambulans geldi. 





Sağlık ekibi içeri girdi, beni sedyeye alıyorlar. Orada koşuşturan sağlık ekibini görünce bir tribe girdim. "Anemmm ben gerçekten hastaymışım ya." dedim içimden. Ambulansa, sedyede ilerlerken ayaklarımın buz tuttuğunu fark ettim. Çok soğuktu ayaklarım ve birden çocukluğumdan kulağımda kalmış bir kocakarı sözünü hatırladım: "İnsanın canı çıkarken ayakları buz kesermiş." Orada bir garip oldum, bi duygusala bağladım "Öleceğim galiba ben!" Çok da gencim oysa derken tam ambulansa bindiriliyordum ki kafamı kaldırdım anneme seslendim: "Anneeeee! Ayakkabılarımı aldın mı?" Çünkü ayakkabılarımı çok beğenerek yeni almıştım. Ayakkabılarım unutulmamalıydı. Sonra "Ohhh!" dedim yattım rahatlıkla sedyeye geri. "Ölecek hastanın aklına ayakkabı gelmez kızım saçmalama yaa" dedim. Bi rahatladım sormayın gitsin. Yaklaşık 2 yıl sonra o rahatlık duygusunu yeniden şuracığımda hissettim. Buradan da malı ne kıymetli olduğum anlaşılmış oldu ya neyse…

Ayakkabı derdine düşmem, ölmeyeceğim diye rahatlamamı sağlamışken ambulansın karşısına aniden çıkan bir araç yüzünden kaza yapıyorduk iyi mi! Git şuradan kör şeytan dedim ve az sonra bir kalp hastanesinin acilinden giriş yaptım. Teşhis doğruydu kalp zarında iltihap: Perikardit. Adamlar eko olmamasına rağmen doğru tespit etmişler. Gel de şimdi ilk gittiğim hastanedeki doktorları ve o badem bıyığı suçlama. Yok yani, öğrendikten sonra perikarditi okudum. Resmen yaşadığımı anlatırken literatür gibi konuşmuşum, belirtilerini ne güzel anlatmışım: "Nefes aldığımda şuram (göğüs kafesimi göstererek) daralıyor, hareket esnasında artıyor, öne eğilirken ağrı çok şiddetleniyor, damağıma dek vuran bir ağrı..." gibi. Hasta derdini biliyor, anlatıyorsa doktor da bilinçli olursa zor değilmiş anlamak. 

Moralim bozuk değildi. Bilakis aldığım ilaçlara karşılık vermiş ve "Nihayet bu kabus bitti." diye mutluluktan göbek atıyordum resmen. Perikardit teşhisiyle tedavi gördüm ve 6. günün sonunda taburcu oldum. Derken sadece 2 hafta sonra göğüs kafesimde, çok derinde yine o lanet ağrıyı hissettim. "Yok ya psikolojik olarak hissediyorum galiba, olamaz, yanılıyor muyum, paranoya mı yapıyorum.” diye 3 gün filan kendimi ölçtüm. Baktım ağrı artıyor. Ben yine soluğu yattığım kalp hastanesinin acilinde aldım. Bir de hastane bizim eve çok uzak. Taksi çok yazar diye otobüse bindim "O kadar da kötü değilim." diye. Yolda ağrının şiddeti tavan yaptı da gittiğimde muayene olmak için sırt üstü gelemedim. Pintiliğime yanayım.

Perikardit tekrarlamış. Bu kez ilk 3 gün sıvıda azalma olmadığı gibi artış oldu. Ağrım bu kez geçmedi. Yatamadığımdan dolayı oturur şekilde uyudum. Sürekli uyuduğum için ağrım yok sanıldığından doğru düzgün ilgi görmedim. Haftasonu olduğundan vizite doktor gelmedi. Annem, kızım iyi değil dediği halde "E uyuyor." deyip hemşireler doktora haber vermiyor. Hemşire geliyor gidiyor annemle tartışma içindeler. Kulağım olanları duyuyor ama tepki vermiyorum. Annem tartışırken son bir gayret sadece "İyi değilim." diyebildim. Servis doktoru geldi, apar topar eko'ya alındım. İlaçlara rağmen sıvı artmıştı. Verilen ilaçların dozu artırıldı, iğne yapıldı ve biraz kendime geldim. Bu kez çok kısa zaman sonra sıvı tekrarlandığı için geniş kapsamlı araştırmaya alındım. 

Sürekli değişik birim doktorları geldi. "Bunları tetikleyen bir hastalık var mı?" diye bakılıyordu. Bense aynaya baktığımda çok ağrım olmasına rağmen kendimi hasta görmüyordum. Sorunumun anlaşılıp tedavi görmem beni mutlu ediyordu ama kronik bir hastalığın olması düşüncesi moralimi bozuyordu. Yok diyordum ya ben hasta değilim.  Tipim hiç hastaya benzemiyor. Hatta hastanenin temizlik personeli bile odaya girdiğinde "Sen nasıl hastasın." diye güldü. Ben de espri yaptım, gülüştük. Haklıydı da hasta gibi değilim ben. Akciğer tomografisi çektirmeye gittiğimde çekecek eleman “Sen hasta olamazsın! Senin neyin var yaa!" diye isyan etti de zor tuttuk. Tomografinden sonra ciğerlerdeki sıvıyı görünce "Uzun bir süre su içmezsin artık." diye espri yaptı. Ciğerde de sorun var diye moralim bozuldu. Neşeli olabilirim ama bu da yapılmaz. Densiz. Neyse...

Sıvı çekilmeyince çekmekten bahsedildi. Hiç huyum değildir, bir operasyon söz konusu olduğunda nasıl oluyormuş araştırmam moral bozukluğuna neden olmasın diye. Kimseye de önermem ama bizim millet bu olayı çok seviyor: “Filan yaptırcammm yaptıran var mı?” Neyse ben sanıyorum normal şırıngayla sıvıyı çekecekler. Doktor sormadığım halde "Kalın boruyla çekeceğiz." dedi gülerek. Neşeli bir hasta olmamın yine ıstırabını çekiyordum. Soğukkanlılıkla bunu da karşıladım. Telkinlerimle 3. gün sıvıda azalma saptandı. İlaca cevap verdiğimden bu durumdan yırttım.  Tedavim sonuç verdi. Bir hafta sonra romatizmal bir hastalığım olduğundan şüphe duyulduğu ve romatolojiye gitmem gerektiği doğrultusunda bilgilendirilerek taburcu oldum ve 1 ay daha perikardit için ilaç tedavisine devam ettim. Bir daha perikardit tekrar etmedi.

Kronik hastalıklar gerçekten zor. Verdiği ağrılar, acılar ve alınan ilaçlardan ziyade hiç geçmeyeceği ve yarın ne olacağı düşüncesi sizi en çok yıpratan  şey anlıyorum. Önemli olan bu düşüncelere kapılmamak ve bunlarla birlikte yaşamamak.   Bu aşamada hastanın ailesine, yakınlarına hatta iletişimde olduğu hastalığını bilen tüm çevresine destek vermek düşüyor. Mesela; "Hastamıydın? Hiç belli olmuyor." denmesi yerine, "Yapabileceğim bir şey var mı?" denmesi beni memnun eder ve emin olun nezaketen sorulduğunu herkes bilir. Hemen birşeyler yapmanızı istemezler.

Kronik hastalığı olan insanlar, normal insanların başa çıkamayacağı kronik ağrılarla sürekli baş etmektedirler. Bu ise onu hakkettiğim anlamına da gelmiyor ama onunla baş edecek kadar güçlüyüm. Bu bir tercih değildir ve herkesin başına gelebilir. Unutma, kronik hastalığı olan insanlar tanıdığın en güçlü insanlar arasındadır.

Lupus hikayem için tıklayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder