Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

11 Ağustos 2017 Cuma

Romatizmal Hastılıklarda Beslenme

Kimi zaman tedaviden umduklarını henüz bulamayanlar,
Kimi zaman gerçekten ne yiyip-içeceğini bilemeyenler,
Kimi zaman ilaçların yan etkilerini vücudundan bertaraf etmek isteyenler.. 
Tüm romatizma hastalarının ortak sorusu nasıl beslenmeliyiz? 

Bu yazıda beslenmeye dair tüm bildiklerimi sizlerle paylaşıyorum. 

Konu beslenme olunca ilk değinilmesi gereken elbette umut tacirleri. Beslenme üzerine çalışan umut tacirleri genelde hastaları bitkiyi ya da bitkisel karışımı kullanarak hastalığının tamamen iyileşeceği yönünde aldatırlar. Oldukça yüksek maliyetlerle bu işe kalkışan hasta genelde sağlığını daha çok kaybetmiş olarak bu işten vazgeçer. Kimi zaman vazgeçemez çünkü hasta artık hayatta değildir. Network yani saadet zinciri mantığıyla çalışan tacirler bilimsel bir dayanağı olmaksızın ellerindeki listeye bakarak hastalara pahalı malzemeleri satarlar. Bir başka türden tacirler ise TV'de doğrudan satış yoluyla toplumu aldatmaktadır. RTÜK bu TV kanallarına sık sık kapama cezası verse de henüz önü alınamamıştır. 


Yani demem o ki umut tacirlerine aldanmayın. Modern tıp elbette bitkilerden faydalanıyor. Örneğin, FMF, Behçet ve Gut hastalarının kullandığı Kolsişin güz çiğdeminden üretiliyor. Ancak bizler arazide bulduğumuz bir güz çiğdemini tüketirsek muhtemelen zehirleniriz. 

Madde madde beslenme alışkanlıklarına geçmeden romatizmal hastalıklarda bağışıklık sisteminin güçsüz değil anormal çalıştığını tekrar belirtmek istiyorum. Yani bağışıklığı güçlendirici besinler içimizdeki düşmanı hortlatabilmektedir.

1) Sigara kullanmayın: Sigara ilaçların etkisini azaltıp, vücutta tüm sistemlere çeşitli zararlar vermekte. Gelin içmeyin. 

2) Düzenli uyuyun: Düzenli uyku hem hormon sisteminizin iyi çalışmasını hem de öğünlerinizi ve ilaçlarınızı zamanında almanız için ön şart. 

3) Bağışıklık sistemini aniden güçlendiren yiyecek ve içecekleri tüketmeyin: Ekinezya, Kefir, Maş Fasulyesi vb. bazı yiyecek ve içeçeklerden uzak durun. (Sarımsak da şüpheliler arasında, araştırmaya devam ediyorum.)

22 Haziran 2017 Perşembe

Yasemin'in Lupus Hikayesi

"Neyim var acaba?" diye yıllarca düşünür SLE hastaları. Çok zamanlar sonra teşhis konulduğunda belirsizliğin ortadan kalkmasının anlamsız sevinci ve tedirginlik sarar bünyeyi. İşte tam bu noktada kendi hikayemle oldukça benzer bir hikaye sizlerle. Yasemin Hanım güzel Türkçesi ile olumsuzluklarla dolu hikayesinin yanında umudunu nasıl diri tuttuğunu da anlatıyor.

 "Bir başka Lupus güncesi :)

Çocukluğum aniden başlayıp saatler süren burun kanamaları ve dayanılmaz karın ağrılarıyla geçiyordu. Gece uykudan eklem ağrılarıyla uyanmaya başladığımda ise 10 yaşındaydım, sürekli doktora gitmemize rağmen bir sorun olmadığını ve herhangi bir ilaca da gerek olmadığını söylüyorlardı. Çocuk aklıyla anneannelerimizin kullandığı o kötü kokulu ağrı kesici kremleri annemin yasakları karşısında gece ağrıyla uyandığımda gizlice sürüp her seferinde yakalanmayı göze alır olmuştum. 12 yaşına geldiğimde okulda kafamın karıştığını ve bazı konuşulanları algılamakta zorlandığımı fark ettim. Yine doktorlar, yine sağlıklı bulgular.. "Belki de hayat böyledir." diye düşünmeye başlamış, ikna olmuştum. Yani hayat acılı bir şeydi, öyle ya bunca doktor yanılıyor olamazdı. Okulda hep dereceye giren bir öğrenciydim ve böyle de devam etmeliydi, buna konsantre olup ağrılara tahammül etmeyi hatta yok saymayı öğrenmeliydim. 1985 yılında yaz tatilinde burnumun ve yanaklarımın üzerinde beliren derin yaralar, artarak devam eden burun kanamaları, saç kaybı ve bitkinlik beni güneşlenmekten alıkoymamıştı. Güneşin bana dost olmadığı kimin aklına gelirdi ki..

23 Mayıs 2017 Salı

Aslı'nın Lupus Hikayesi

Bir mucizenin hikayesi sizlerle. 

"Yazıma başlamadan önce bu hastalığın en sevdiği durumun psikolojimizin bozuk olduğu, çöküş yaşadığımız dönemler olduğunu söylemek istiyorum.

2014 yılında yanlış bir ameliyat sonucu hemşire olan annemi 56 yaşında kaybettim. 2 aylık evliydim annem hastaneden kovardı beni git eşinle ilgilen diye. Şaşkın ördek gibi bir oyana bir bu yana koşturup duruyordum. Annemin ardından bir ay sonra en küçük teyzem kalp krizi geçirip vefat etti. Bu sırada tek çoçuk olduğum için çoçuk yapmaya ve onunla hayata tekrardan tutunmaya karar verdim. Aşılamalar, tüp bebekler sürekli kimyasal gebelik yaşıyordum ya da düşük oluyordu. 2015 yılında hem iç hem dış gebeliği aynı anda yaşadım. İçerideki keseyi fark etmeden hem laparoskopi yapıldı hem de metotreksat adlı ilacı uyguladılar. Dış gebelik sonlandı fakat bu esnada diğer fetüsün kalp atışları başladı. Ha düştü ha düşecek derken sonunda ilaçtan ötürü onu da kaybettim. 

Bu esnada doktor olan babam bana artık durmamı kendime zarar vereceğimi çocuk dolu dışarısı onları al sev diyerek hem kızmaya hem de tıbbın içinden biri olarak beni durdurmaya çalıştı. 2016 nisan ayında artık vazgeçmişken kendiliğinden hamile kaldım. Bu esnada babam ağır bir zatürre nedeniyle hastaneye kaldırılmış olduğundan ona söyleyemedim. Çünkü üzülür mü sevinir mi kestiremedim. Aynı esnada kadın doğum doktoruma tüp bebek tedavisinde kendi kendime kan sulandırıcı iğneyi yapabildim diye gün aşırı ben bunu yapacağım dedim. Doktorum da zararı yok dedi. 

4 aylıkken el ve ayaklarımda şişlik başladı. El parmaklarımı bükemiyordum. Sürmene'de bu durumudan dolayı muayene olmak üzere romatologa gittim.

Ve işte başlıyoruz...

14 Mayıs 2017 Pazar

Merve'nin Lupus Hikayesi


Merve'nin hikayesi de anneler gününe özel. Biz de onun cümleleriyle anneler gününü kutluyoruz. "Yüreğini çocuklarına adayan, üzüldüklerini onlara belli etmeyen, hasta olsalar da onlara hasta olduklarını belli etmeyen tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.Keyifli okumalar.

"
'HER KAPI UMUDA AÇILAN BİR  KAPIDIR'

Hikaye mi? Belki on dört yaşımdan, bu tarafa bu yazıyı yazarkenki kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Anneler günü dolayıyısıyla yazımı anneme ithaf ediyorum.

Hastalığım, ilk başladığında on dört yaşındaydım ve bu hastalıkla on iki yıldır mücadele ediyorum. Bu hastalık nedir? Onu da bilmiyordum. Doktor doktor gezmeye başladık. İlaç verip gönderiyorlar bir şeyi yok psikolojik, ya da farklı olarak eklemlerde ki artritler için büyüme çağında olduğu için oluyordur şimdi biz bir ilaç yazarız geçer. Gün gün kötü olmaya başladım; kusma, ateş, karın ağrısı,  boynumdan aşağısı tutmuyordu. Her geçen gün daha kötü olmaya başladım. Karnımı annem doyuruyor. Tuvalete bile gidemiyordum. Annem götürüyordu. 

Tavşanlı Devlet Hastanesi tahlillerim kötü olunca. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi –Çocuk bölümüne sevk edildim. İlk başlarda  hastalığıma yapılan tahlil sonuçları neticesinde “lösemi” denildi. Tekrar tahliller sonrasında romatizma denildi. Otuz üç gün hastanede yattım. “Bağ Dokusu Hastalıklarınla” takip edildim. Tedavime “Çocuk Nefrolojisi”nde devam edildi. 

Bunun yanı sıra hastalığım çevremdeki en yakın dost bildiğimiz insanlar yollarını ayırdı. Bir yıl liseye  devam edemedim. Yatılı kaldığım yurttan hastalığın bulaşır diyerek beni hiç sebebim yokken attılar. Annemden ayırmıştı yurt beni yurttan atmaları vuslata ermiştim. Hastalığım bu dönemde nüksetti, tekrar ilaç tekrar tedavi süreci başladı.

Bir yıl sonra liseye başladım. Bu süreçte hastalığım iyi seyretti . Üniversiteye gidemediğim dönemlerde hastalığım arttı .Sle, romatoid artrit, antifosfolipid antkior sendromu,  fibromiyalji hepsi bir aradaydı. Artritlerimden dolayı kortizon iğnesi yapılıyordu. Bir süre sonra ondan da yanıt alamadım . Mevcut tedavim değiştirilmek zorunda kalındı. 

Serum verildi ve her hastalığı etkileyen stres beni her geçen gün biraz daha yıkmaya başladı. Üniversiteyi dördüncü yılımda kazandım. Hastanede yatarken kazandığımı öğrendim. Her kapı umuda açılan bir kapıdır ve umudumu kaybettiğim yerde bana yeniden hayat doğmuştu. Yeni bir mücadeleye başladım. 

Mevcut olan tedavimde şu anda demir eksikliği anemisi için bir ilaç, göz kuruluğu için göz damlaları kullanıyorum ve Mathbera alıyorum.

Üniversiteyi  kazandığım zaman hiç tereddüt etmeden Manisa’ya geldi annem moralim yerinde olsun yeter ki sağlıklı olayım diye. Annem bana hizmet edince üzülüyorum. Kendimi koca çınar gibi görüyorum. Bazen ağaçların bile sağlığına imreniyorum. 

Arkadaşlarımın tavır ve davranışlarına sinirleniyorum sonrasında eve gelince üzülüyorum. Hastalığım nüksediyor, biricik anneciğim teselli veriyor. Gücüm yettikçe iyi bir edebiyatçı olmak, kitap yazmak istiyorum. İçe dönük yaşayan bir insanım, bu yazımı annemin yüreklendirmesi ile yazdım.

Umutsuz değilim, bir gün güzel günler göreceğime  inanıyorum. Hayatta hep zorluklar karşıma çıktı. Ayaklarım yere bassın, elim kalem tutsun, öğrenmeye olan aşkım hiç azalmasın yeter. Malum öğrenmek insana mutluluk veriyor. Her öğrendiğim bilgiyi bir gün iyi şekilde aktarabilirim. Mutluluklar paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalır. Yüreğini çocuklarına adayan ,üzüldüklerini onlara belli etmeyen, hasta olsalar da onlara hasta olduklarını belli etmeyen tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

Sağlıklı günler dilerim…
 MERVE DEMİR- MANİSA-2017"
  





13 Mayıs 2017 Cumartesi

Çiğdem'in Lupus Hikayesi

Çiğdem hanım güzel Türkçesi ve tıpkı bir Sempervivum çiçeği (kader çiçeği-ömür çiçeği) gibi dayanıklı umudu ile sayfalarca yazsa okunurdu. Kendisinin sloganı eşliğinde keyifli okumalar. "Sen de vazgeçme, umudunu kaybetme."

"
‘Mor Kelebekler’ bize özel…

Siteyi belki de birçoğunuz gibi ben de hastalığı tanıdıktan sonra keşfettim. İnsan başına gelmeden bazı şeyleri bilmiyor. Lupus ile ilgili aramalar yaptığımda ‘Severek Yaşa’ bloguna denk geldim ve birçoğunuzun hikayesinde kayboldum. Umarım hep beraber bu karanlıktan aydınlığa çıkarız… Paylaşımlarınız için teşekkürler… 

İlk duyduğumda ‘dokturr bu ne?’ diyerek şaşkınlıkla yüzüne baktığım teşhis…
 ‘LUPUS’